31 Ocak 2011 Pazartesi

Bir hafta sadece 2 gündür...

Bir hafta sadece iki günden,  “Pazartesi” ve “Cuma”dan ibarettir. Bütün programlar bu iki gün için yapılır. Hepimiz cuma günü endeksli çalışırız mesela. Zor olansa pazartesidir.
O güzelim iki günlük hafta sonu tatilinin en önemli konusu, sonrasının pazartesi olmasıdır. Ne kadar coşkulu veya dolu dolu olmasının önemi, pazartesi gününe yaklaştıkça azalır. Keyif kaçar… Hele pazar gününün son saatleri ağırlaştıkça ağırlaşır. Sonraki beş gün, tonlarca ağırlığıyla yükleniverir omuzlarına. Uyku tutmaz mesela J Hangi güne uyandığın önemlidir, uykunun davetinde.
Bu yoğunluk, günün başlamasıyla ve aslında korkulanın gerçekleşmemesiyle derin huzura bırakır yerini. Çok anlamlı olmasa da J
Pazartesini geçmesiyle nasıl atlattığını anlamadığın günün hemen ardındandır çarşamba. Kimileri için geçmek bilmez, haftanın en uzun günü bile kabul edilir. Bahse çok konu edilmez. Zira, asıl önemli güne kalan saatler vardır dilimizde. “Neyse” dersin “Cumaya iki gün kaldı.”
Hele Perşembe. Daha huzur içinde geçer. Gelişi çarşambadan belli ve asla perişan değil. Perşembe hiç anılmaz. O da bunu bilir, aldırmaz. Tüm heyecan ve odak noktası ertesi günkü bayrama hazırlıktır.
Ve Cuma. ERTEsinden bile güzeldir. İşlerin yoğunluğu, toplantıların uzunluğu dert edilmez. Çünkü haftanın en prestijli günüdür o gün. Bütün popülerliğinin farkında ve kısadır inadına. Cuma biter, hafta biter.
Pazartesi ve cumadan ibarettir hayat. Gerisi ise toz ve çamur.   

18 Ocak 2011 Salı

Başbakan Galatarasaylıları Haklı Çıkardı

Herkes başbakanın neden protesto edildiğini anlamaya, kendince bir neden bulmaya çalışıyor. Hatta bazıları konuyu kolluk güçlerine bile soruyor! Neden protesto edildiğinin yanıtını ise yine başbakan, hem de hemen ertesi günden başlayarak verdi.  
Başbakanın açıklamalarından neyi anladık? Galatasaray’a büyük bir “lütuf” yaptığını... Bu stadın yapımında en büyük emeğin “kendisine” ait olduğunu… Konuyla “şahsen” ilgilendiğini… Galatasaray’ın bahse konu yatırımda kulüp olarak Allah’ın “bir kuruş”unun bile bulunmadığını… Hepsini “kendisinin” yaptığını… “Kendisini” alkışlamayanların nankör olduğunu… Üstelik ne Ali Sami Yen’in ne de Aslantepe’nin Galatasaray’a “ait” olmadığını… Hatta olamayabileceğini… Vs, vs, vs…
Yani anlayacağınız bir “Tek Adam”ın söyleyebileceği her şey…
Size de garip gelmedi mi peki? Protesto sonrası bakanlar, bakanları görenler, bir sıçrayışta yandaşların yanına giden başkanlar, bürokratlar, yöneticiler, hepsi bir ağızdan koro halinde ne dediler? “Başbakan’a ayıp edildi.” Hepsi başbakanın bu konuda gösterdiği “şahsi” çabayı övdüler, “yazıklar olsun”, “nankörler” dediler. Bu defans niye? “Tek Adam” diye…
Peki gerçek bir devlet adamı ne yapardı? Muhtemelen şunları söylerdi: “
“Biz bu stadı ülkemiz sporuna hizmet için yaptık. Burada ülkemize şu ana kadar en büyük başarıları yaşatmış, Türkiye’nin en çok taraftarına sahip takım maç oynayacak. Dileriz Türkiye adına birçok yeni başarılara imza atarlar. Ülkemiz sporuna yapılan bu büyük yatırımda katkımız olmuşsa ne mutlu bize…
Protestoları anlamakta ise zorlandığımı söylemek zorundayım. Ama elbette ki halkımızın tepkisidir. Bunu da etraflıca değerlendireceğiz. Yine stadımız Türk futboluna ve tüm vatandaşlarımıza hayırlı, uğurlu olsun.”

İşte bu yüzden Galatasaraylılar ORGANİZE değil, ÖNGÖRÜLÜ davranmıştır.
Tebrik ederim…

16 Ocak 2011 Pazar

Haydi hayırlısı...

Şairlerin dizelerinde, filozofların sözlerinde gizli belki de hayatın sırları… Belki zaten tanrının buyruklarında… Ya da her yeni günde, yeni bir yaşanmışlıkta… Ama dün yaşadıklarımız bugünü, bugün yaşadıklarımız yarını bir nebze daha kolaylaştıracak veya zorlaştıracak. Bize düşense yaşamak, inadına yaşamak ama unutmamak DÜNÜN TOZUNDANDIR, BUGÜNKÜ ÇAMUR…
Haydi hayırlısı…